Gerek dostlarımız, gerekse öğrencilerimiz Türk Yükseköğretimine geçişte uygulanan sınavlarla ilgili sorular yöneltiyor. Aşağıda bu konuda bilgi edinmek isteyenlere yönelik olarak kısa bir özet bilgi verilmiştir.
Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) İle İlgili Bilgiler
Üniversite girişte uygulanan YGS ve LGS puanları YGS’de 6, LGS’de ise 12 alt puandan oluşur. Buna göre birinci ve ikinci aşama sınavlarında toplam 18 ayrı puan türü bulunur.
YGS’de, Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testleri bulunur ve (her bir testten 40’ar soru olmak üzere) toplam 160 sorudan oluşur. YGS puanları, sınavda yer alan dört ayrı testin ağırlıklarının farklı hesaplandığı YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 puan türleri şeklinde hesaplanır. YGS puan türü ile bazı lisans programları ile önlisans programlarına kayıt yaptırılabilir.
Puan Türleri ve Kapsadığı Testler
YGS’nin alt puan türleri eski sistemle karşılaştırıldığında, YGS-1 ve YGS-2 “Sayısal”, YGS-3 ve YGS-4 “Sözel”, YGS-5 ve YGS-6 da “Eşit Ağırlıklı” puan türlerine karşılık gelir.
YGS’deki puan türleri, kapsadığı testler ve puan türünün hesaplanmasında esas alınacak test yüzdeleri şu şekildedir.
YGS-1 puanı: Temel Matematik (Yüzde 40), Fen Bilimleri (Yüzde 30), Türkçe (Yüzde 20), Sosyal Bilimler (Yüzde 10)
YGS-2 puanı: Fen Bilimleri (Yüzde 40) ve Temel Matematik (Yüzde 30), Türkçe (Yüzde 20), Sosyal Bilimler (Yüzde 10)
YGS-3 puanı: Türkçe (Yüzde 40), Sosyal Bilimler (Yüzde 30), Temel Matematik (Yüzde 20), Fen Bilimleri (Yüzde 10)
YGS-4 puanı: Sosyal Bilimler (Yüzde 40), Türkçe (Yüzde 30), Temel Matematik (Yüzde 20), Fen Bilimleri (Yüzde 10)
YGS-5 puanı: Türkçe (Yüzde 37), Temel Matematik (Yüzde 33), Sosyal Bilimler (Yüzde 20), Fen Bilimleri (Yüzde 10)
YGS-6 puanı: Temel Matematik (Yüzde 37), Türkçe (Yüzde 33), Fen Bilimleri (Yüzde 20), Sosyal Bilimler (Yüzde 10).
YGS Puan Türleriyle Girilebilecek Önlisans Programları
YGS için belirlenen puan türlerinin her biriyle girilebilecek yükseköğretim programları farklıdır. Aşağıda, YGS sonuçları ile girilebilecek önlisans programları verilmiştir:
YGS-1 puan türü ile ön lisans programları olan Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar Teknolojisi, Elektronik Teknolojisi, Harita ve Kadastro, İnşaat Teknolojisi, Makina, Mekatronik, Otomotiv Teknolojisi;
YGS-2 puan türü ile Ağız ve Diş Sağlığı, Anestezi, Boya Teknolojisi, Çevre Sağlığı, Kâğıt Teknolojisi, Kimya Teknolojisi, Maden Teknolojisi;
YGS-3 puan türü ile Basın ve Yayıncılık, Adalet, Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik;
YGS-4 puan türü ile Aşçılık, Büro Hizmetleri ve Yönetici Asistanlığı, Çocuk Gelişimi, Geleneksel El Sanatları, Görsel İletişim, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Turizm Animasyonu, Marka İletişimi;
YGS-5 puan türüyle Basım ve Yayın Teknolojileri, Emlak ve Emlak Yönetimi, İkram Hizmetleri, Kooperatifçilik, Kuyumculuk ve Takı Tasarımı, Mimari Restorasyon, Otobüs Kaptanlığı, Posta Hizmetleri, Turizm ve Seyahat Hizmetleri;
YGS-6 puan türüyle Bankacılık ve Sigortacılık, Bilgi Yönetimi, Çay Eksperliği, Deniz ve Liman İşletmeciliği, İnsan Kaynakları Yönetimi, Tapu ve Kadastro, Ormancılık ve Orman Ürünleri, Pazarlama gibi bölümlere girilebilecek.
YGS İle Girilebilecek Lisans Programları
Bazı lisans programları, YGS puan türleri ile öğrenci almaktadır. Bunlar;
YGS-4 puan türüyle Özel Eğitim Öğretmenliği, Zihin Engelliler Öğretmenliği, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği, Görme Engelliler Öğretmenliği, İşitme Engelliler Öğretmenliği, İlahiyat gibi programlara YGS-4;
YGS-5 puanı ile Kimya Öğretmenliği YGS-2, Okul Öncesi Öğretmenliği programına;
YGS-6 puan türüyle Üstün Zekâlılar Öğretmenliği, İşletme Bilgi Yönetimi (Yüksekokul), İnsan Kaynakları Yönetimi (Yüksekokul), Turizm ve Otel İşletmeciliği (Yüksekokul) programları.
LYS Puan Türleri
LYS’de uygulanan puan türleri
MF (MF-1, MF-2, MF-3, MF-4),
TM (TM-1, TM-2, TM-3),
TS (TS-1, TS-2) ve
DİL (DİL-1, DİL-2, DİL-3)
olmak üzere dört gruptan oluşmaktadır. MF grubu eski sistemde “Sayısal”, TM grubu “Eşit Ağırlıklı”, TS grubu da “Sözel” puan türlerine karşılık gelmektedir.
MF ile ilgili puan türlerinde, Matematik, Geometri, Fizik, Kimya ve Biyoloji sorularının ağırlığı çeşitli oranlarda değişir.
TM ile ilgili puan türlerinde Matematik, Geometri, Türk Dili ve Edebiyat ile Coğrafya-1 testleri, TS ile ilgili puan türlerinde Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya-1, Tarih, Coğrafya-2 ve Felsefe grubu testleri yer alır.
DİL puan türünde ise LYS’de dil sorularının ağırlığı alt puan türlerine göre değişir.
DİL-1’de ikinci aşama sınavındaki dil sorularının ağırlığı yüzde 65,
DİL-2’de yüzde 50,
DİL-3’de yüzde 20 şeklinde hesaplanır.
Sınavın birinci aşaması olan YGS, DİL puanlarını, DİL-1 alt puanında yüzde 35, DİL-2 alt puanında yüzde 50, DİL-3 alt puanında ise yüzde 80 oranında etkiler.
LYS Puanlarına Göre Girilebilecek Lisans Programları
MF-1 puanı ile İlköğretim Matematik Öğretmenliği, Matematik Öğretmenliği, Matematik, Bilgisayar Bilimleri, Astronomi ve Uzay Bilimleri programlarına,
MF-2 puanı ile Fen Programları, Biyoloji, Biyoloji Öğretmenliği, Fizik, Fen Bilgisi Öğretmenliği, Kimya programlarına,
MF-3 puanı ile Tıp, Eczacılık, Veteriner, Ebelik (Fakülte), Hemşirelik (Fakülte), Beslenme ve Diyetetik (Fakülte), Biyokimya, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon (Fakülte), Genetik ve Biyomühendislik, Moleküler Biyoloji ve Genetik programlarına,
MF-4 puanı ile Bilgisayar Mühendisliği, Bilişim Sistemleri Mühendisliği, Elektrik Mühendisliği, Elektronik Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı, Biyomedikal Mühendisliği, Çevre Mühendisliği, Uçak Mühendisliği, Deri Mühendisliği, Peyzaj Mimarlığı, Orman Mühendisliği, Otomotiv Mühendisliği, Nükleer Enerji Mühendisliği, Kimya Mühendisliği, Tekstil Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği, Uzay Mühendisliği programlarına puan türü ile öğrenci yerleştirilmektedir.
TM-1 puanı ile Ekonomi, İktisat, Maliye, Muhasebe ve Finans Yönetimi, Bankacılık ve Finansman (Fakülte), Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, İnsan Kaynakları Yönetimi (Fakülte) programlarına;
TM-2 puanı ile Hukuk, Sınıf Öğretmenliği, Kamu Yönetimi, Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler, Avrupa Birliği İlişkileri;
TM-3 puanı ile Arkeoloji, Antropoloji, Çocuk Gelişimi (Fakülte), Felsefe Grubu Öğretmenliği, Psikoloji, Sosyoloji programlarına girilebilmektedir.
TS-1 puanı ile türüyle Coğrafya Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Medya ve İletişim; Radyo, Sinema ve Televizyon;
TS-2 puan türüyle Tarih, Tarih Öğretmenliği, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği, Türkçe Öğretmenliği, Sanat Yönetimi gibi programlara girilebilecek.
Dil puan türlerinde ise genellikle İngilizce, Almanca ve Fransızca ile ilgili bölümler DİL-1, Batı dilleri ile ilgili bölümler DİL-2, Doğu dilleri ile ilgili bölümler de DİL-3 puan türüyle öğrenci alıyor.
Burada yer verilen açıklama genel mahiyette olup, ayrıntılı ve esas alınacak bilgi her zaman olduğu gibi ÖSYM (Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından hazırlanan kılavuzlarda yer almaktadır.
24 Kasım 2011 Perşembe
9 Haziran 2011 Perşembe
Değer Yargıları Değişiyor/Çatışıyor
Bir sosyoloji hocamız vardı, Allah gani gani rahmet eylesin. Bize derdi ki… “Çocuklar, Türkiye ciddi bir süreçten geçiyor. Bu süreçte bütün değerlerin çatışması yaşanır. Sonuçta üstün gelen kabul görür” Bugünkü yazımda, değerli hocamı, Prof. Dr. Yahya Kemal Kaya’yı rahmetle anarak, medyada yaşadığımız kirliliğin bir yönünü anlatmaya çalışacağım.
Postmodern çağlarda tahrik/manipüle edilen lüks hayatların, meşrulaştırılmaya çalışılan şehvet gücünün ülkemizde çıkardığı cinsel anarşiyi toplumca ağzımız açık izliyoruz. Dizilerde sanal; haberlerde gerçek olayları; bıçaklanan, kaçırılan, namusuna el sürülen, satılan, öldürülen gençleri yüreğimiz yana yana seyrediyoruz. Ne yazık ki toplumun bütün kesimlerini bayağı tutkularına meze yapan küresel bir ahlâksızlık dalgası, bütün toplumu kuşatmış durumda. Ahlaki değerlere yapılan saldırılar TV ve medya kanallarını da kullanarak bütün değerlerimizi ahtapot gibi sarmış; damarlarından tüm ahlâkî faziletleri çekip alırken, insanlık namusu adeta çatırdıyor.
Bir duyarsızlık, bir adamsendecilik almış başını gidiyor. Bütün değerler karışmış. Dünün kutsalı, ayıbı; bugünün sıradanı, alışılageleni olmuş adeta… Sorun A ya da B gazetesi dergisi, TV’si değil. Sorun toplum olarak hepimizin sorunu…
Televizyonlarda yaşanan yoğun izlenebilirlik yarışı, basılı medyada hissedilen satış kaygısı, sınır tanımaz rekabet ve kazanma hırsı almış başını gidiyor. TV’ler daha fazla izlenebilmek, gazete ve dergiler daha fazla satış yapabilmek için her yolu adeta meşru görüyor. En güzel kızlar, en yakışıklı delikanlılar… En çarpık ilişkiler, en anlamsız hayat tarzları… Her biri evimizin davetsiz misafiri; kovsan gitmiyor; evine sokmasan olmuyor. Makul ve mazbut bir dizinin izlenebilirliğini, heyecanını artırmak için araya –adeta- çeşni gibi tecavüz sahneleri ilave ediliyor; ya da aile içi ilişkileri temelden sarsan, yeni bakış açıları getiren davranışlara yer veriliyor. Sosyal paylaşım ağlarında da “… yapmam diyenlere ‘kapak’ olsun” diye marifetler anlatılıyor. Böylece bilinçaltına yeni algılar, değer yargıları yerleştirilmeye çalışılıyor. Bir dizi sapkın ilişki ağı çok matahmış gibi süslenerek, lastik gibi sündürülerek haftalarca ekranlara getiriliyor. Bir süre sonra, gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberler de “makulmüş de…, şuymuş da, buymuş da…” diye anlatılıyor. Yapılan iş meşru bir yayıncılık gibi gösteriliyor. Karşı çıkanlara da “istemiyorsan başka kanala geçersin, kardeşim…” gibi cevaplar verilerek, bunlar susturulmaya –hatta bir nevi ‘ötekileştirilmeye’ çalışılıyor… İstemiyorsan başka kanala geçersin, sıkıysa geçersin… Geçemezsen, mutfaktaki, arka odadaki TV’ye talim edersin…
Bu uygulamaya alternatif oluşturmaya çalışan bir grup TV ve medya kanalları da adeta "Sanal Kahraman" yaratmanın peşine takılmış gidiyorlar. İnsanların görmeyi arzu ettiği gücü uyarıyor, uyandırıyor, diriltiyor ve postmodern hayata birer "insan meleği modeli" sunmaya çalışıyorlar. Kendi ifadeleri ile “kalbi temiz, yüzü ak, alnı açık, boynu dik, gözleri pırıl pırıl, yanağında pembe hayâ gülleri, pırlanta gibi bir nesil ideali yaratmaya çalışıyorlar”. “Böyle de olabilirmiş!" dedirtiyor. Kendi değer yargıları ile “kalplerdeki imanı güçlendiriyor, hayâ duygusunu ayağa, iradî iffeti şaha kaldırıyor; tövbeye getirip günahlarına ağlatıyor, hakkına girdiklerinden helallik aldırıyor; bir dahi işlememeye azmettiriyorlar”. Adeta bir dünya cenneti vaat ediyor.
Değerlerin bu denli çatıştığı bir ortamda verilen mesajların hangisi doğru? Benimsediği dünya görüşüne uymadığını görünce etiketlenmeyi göze alarak ortaya çıkan, bin bir dereden su getirerek yanlış bir anlayışı alışılagelen kolaycılıkla savunma yoluna sapmayan bir avuç insana destek oluyor muyuz? Bu insanların aydın duruşuna yakışan serinkanlılıkla, akılcılıkla ortaya koymaya çalıştığı toplum sorunlarından dersler çıkarmaya çalışıyor muyuz? Sanırım, kocaman bir HAYIR…
Ortaoyunu gibi, hepimizin gözü önünde sergilenen rezalete dur demeye çalışan, yayanların orta yolunu bulmaya gayret gösteren iyi örneklere sahip çıkalım. Yozlaşmış, çürümekte olan bir anlayıştan, sağlıklı, geleceğe dönük bir anlayışa geçemeyen bizlere dayatılan parıltılı yaşamı gerçek sanarak kendimizi kaptırmayalım…
Moderniteyi yaşamadan postmodern olunmaz...
Geçenlerde okurken aldığım notlardan aklımda kalanları paylaşmak isterim. Okuduklarım bana son derece ilginç geldi.
Postmodern çağda henüz moderniteyi görememiş olmanın getirdiği sıkıntıları yaşayan bir toplumuz. Bugün geleceğin planlarını yapmak yerine, geçmişin telafisini, muhakemesini yapmakla meşgulüz. Bu durumda, insanlar aradığı ilgiyi bulamamak, sosyal ve ailevî sorunlar yaşamak, bir eş olarak eşinden kötü muamele görmek, kandırılmak, hakarete uğramak, aldatılmak, şiddete maruz kalmak, hak ettiğini alamamak gibi daha pek çok nedenle mazlum ve mağdur duruma düşebilmektedir. Bununla birlikte, aynı davranışlarla hak arama yetkisi, mazlum ve mağdurun durumunu değiştirip onu zalim yapar. Yalanı yalanla, aldatmayı aldatmayla, haksızlığı hırsızlıkla tedavi edemeyiz. Karşı karşıya kaldığımız olumsuz davranışlar bizleri de aynını yapmaya yöneltmemeli. Yoksa biz de kaybedenlerden olur, kendimizi haklı zanneder, haksızlığımızı göremeyecek kadar kötü bir duruma düşeriz de düştüğümüzü bile anlayamayız.
Bu davranışı sürdürmeye devam edenler, “Canım, ben kızınca aklıma geleni söylerim; sonra da unuturum” diye gülücükler dağıtarak hoyratlık yaptıkları insanlarla yeni ilişkiler kurmaya çalışamaz. Bu işin özeleştirisi olmalıdır. Yapılan hoyratlıklara maruz kalanlarla dostluğunuz bitmiştir. Bitmemesi kötüdür. Burada, bireyciler gibi, unutkanlığa sığınamazsınız. Her sözünün sorumluluğunu taşıyan insanlar arasındasınız. “Yanılmışım” diyeceksiniz. Güçtür, çok güçtür… Gerçekten aydın olmak, kendini aşabilmek, bireycilikten sıyrılmak, halk için yanmak güçtür… Moderniteyi yaşamadan postmodern yaşamın içinde boğulmak bu olsa gerek.
Çokluk içinde birliği başarabilmek için
Çevremize baktığımızda her türlü insan görüyoruz. Çevresindekilere her haliyle ders veren, onları eğiten, model oluşturan yetişmiş; çevresindekileri yetiştiren insanlar. Bunların yanı sıra yaşadıkları sosyal çevrenin etkisiyle, şişirilmiş bir benlik geliştirenler. Her şeyi bildiğini sanıp, hiçbir şey bilmediğini bilmeyenler. Bu şişirilmiş “balon” benlik, insan davranışını inceleyen uzmanlara göre, ortalamayı aşamayan insanların sınırlı yeteneklerini gizleme kaygısından ileri geliyormuş...
Özellikle üniversite çevresinde sıklıkla görülen ve Ahmet (İnam) Hoca tarafından “ortalama akademisyen kasıntısı” diye tanımlanan bir durum daha var. Hoca, bu durumu şöyle özetlemiş (Ahmet İnam, 22.08.2006, http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=38760): Topluluk içinde, öğrenciler karşısında yetersizliğini kavramış vasat, sınırlı donanım ve yetenekteki insan, olduğu ile olmayı umduğu arasındaki boşluktan dolayı acı çeker. Bu acı, onu kendisine, öğrencilere ve diğer akademisyenlere zulmetmeye götürür. Sürekli olay çıkarır, küser, kavga ederler. Bunlarla başa çıkabilmek için ignore etmek yeterli değildir. Bu durumda daha da bilenirler, kendi gibi olmayanları ötekileştirerek yok etme kavgası başlatırlar.
Yine çevreye baktığımızda ülkemizin en önemli sorunlarından birine daha tanıklık ediyoruz. Sorun şu: “kendine benzemeyene hoyratlık yaparak, kendine benzemeyene saygısızlık ederek, hatta kendine benzemeyene şiddet uygulayarak var olmaya çalışan” bireysel farklılıkları törpüleyerek kendine benzetmeye çalışarak “ötekini” ortadan kaldırmaya gayret eden bir grup var. Bu grup için sayılan davranışlar adeta yaşamın temel amacı olmuş.
Hâlbuki bizim ayakta kalabilmemiz, çokluk içinde birliği başarabilmemize bağlıdır. Gökkuşağını çekici kılan çoklu renkleri bünyesinde barındırmasıdır.
Turizmde Nöbet Değişimi
Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Mustafa Çakır, 2005 yılından buyana sürdürdüğü görevini İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Celil Koparal'a devretti.
10 Mayıs Salı günü gerçekleştirilen devir teslim töreninde, Çakır, "Makam ve mevkiler geçici, geride bırakılan değerler kalıcıdır; bırakılması gereken noktada bırakmayı, nokta koymayı bilmek gerekir." diyerek taşıdığı emaneti zamanında devrettiğini, yeni müdüre başarılar dilediğini söyledi. Rektör Prof. Dr. Davut Aydın da Prof. Dr. Mustafa Çakır'a yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür etti ve yeni müdür Prof. Dr. Celil Koparal'ın Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksekokulu'nda iyi bir miras devraldığını, onun görevinin de kurumu daha ileriye taşımak olduğunu belirtip, kendisine başarılar diledi.
Görevini 2005 yılından bu yana sürdüren ve bu süre içinde Yüksekokula Skal International tarafından "en iyi turizm eğitimi verilen kurum" ödülü kazandıran ve Avusturya Cumhurbaşkanlığınca devlet liyakat nişanı ile taltif edilen Prof. Dr. Mustafa Çakır, 6 Mayıs Cuma günü Yüksekokul Müdürlüğü görevinden ayrıldı.
3 Mayıs 2011 Salı
Öğrenci Andı
“Öğrenci Andı” 23 Nisan 1933′te eski bakanlardan Dr. Reşit Galip tarafından yazılmış ve Türk çocuklarına armağan edilmiştir. Dr. Galip, önce bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmiştir.
Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu 10 Mayıs 1933 tarih ve 101 sayı kararı ile bu andı uygulamaya koymuştur. 29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde “Öğrenci Andı”na ikinci paragraf eklenmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisinin Ekim 1997 tarih 2481 sayısında yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 10. Maddesiyle belirlenmiştir. Bu maddeye göre ilköğretim okulunda öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde söylemektedir.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım; yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Ne mutlu Türküm diyene!”
Almanca öğretmenliği programında okuyan öğrencilerim veya mezunlar için bu andın çevirisini aşağıda veriyorum.
"Ich bin Türke, aufrichtig und fleißig. Mein Grundsatz ist, meine Jüngeren zu schützen, die Älteren zu respektieren, mein Land und meine Nation mehr zu lieben als mich selbst. Mein Ideal ist, aufzusteigen und vorwärtszukommen. Mein Dasein soll dem Türkischen geschenkt sein.
Oh, Du großer Atatürk! Auf dem Weg, den Du uns bereitet, und dem Ziel entgegen, das Du uns gezeigt hast, werde ich ununterbrochen gehen. Das schwöre ich! Mein Dasein soll dem türkischen Dasein gewidmet sein.
Wie froh ist derjenige, der sagen kann, ein Türke zu sein"
Atatürk'ün Gençliğe Hitabı
Almanca öğretmenliği programında öğrenim gören öğrencilerimle Atatürk'ün gençliğe hitabını Almancaya çevirme konusunda bir çalışmamız oldu. Değişik çeviri alternatifleri üzerinde durduk. Ben de kendi çevirimi yaptım. Aşağıda paylaşıyorum....
________
Türkische Jugend!
Deine erste Pflicht ist, die türkische Unabhängigkeit und die Türkische Republik für alle Zeiten zu schützen und zu verteidigen.
Das ist die einzige Grundlage Deiner Existenz und Deiner Zukunft. Sie ist die wertvollste Quelle Deiner Sicherheit. Auch in der Zukunft kann es innere und äußere Feinde geben, die Dir diese Quelle rauben wollen. Wenn Du eines Tages gezwungen sein wirst, Deine Unabhängigkeit und Deine Republik zu verteidigen, wirst Du diese Aufgabe ausfüllen, ohne Rücksicht zu nehmen auf die Möglichkeiten und Voraussetzungen, in denen Du Dich befindest. Sie können sehr ungünstig sein. Die Feinde, die nach Deiner Unabhängigkeit und Republik trachten, können einen beispiellosen Sieg in der ganzen Welt errungen haben. Es kann sein, dass alle Festungen Deines Vaterlandes mit List und Gewalt eingenommen, alle Werften besetzt, alle Heere besiegt worden und in alle Ecken des Vaterlandes Feinde eingedrungen sind. Noch schlimmer und furchtbarer als diese Lage kann es geschehen, dass diejenigen, die die Macht in deinem Vaterland ausüben, in Unachtsamkeit, auf Irrwege und sogar an der Macht sind, ihre persönlichen Interessen mit den politischen Absichten der Feinde verbinden. Die Nation kann in Not und Armut erschöpft und zusammengebrochen sein.
Jugend türkischer Zukunft! Auch unter solchen Umständen und Voraussetzungen ist es Deine Pflicht, die türkische Unabhängigkeit und Republik zu retten. Die Kraft, die Du dazu brauchst, ist in Deinem edlen Blut vorhanden.
M.Kemal Atatürk"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Geçiş Sürecindeki Ülkeler ve Türkiye
Türkiye’de gündemi meşgul eden haberler, TV programlarında yer verilen aile içi sorunlar, yemek programlarında bile yapılan seviyesiz tartış...
-
Bugün sanal dünyadan pulsuz bir mektup gönderiyorum; bir gün okunmayı bekleyen. İleride bu satırları okurken Özdemir Asaf gibi "Ba...
-
"'Mükemmel' geçmişte, ardımızda değil gelecekte, ufkumuzda olmalıdır." Bertrand Russell, 1872-1970 Demokrat...
-
Ülkemizde soy sop araştırmaları çokça yapılıyor. Kişilerin nereden gelip nereye yerleştiği gibi konular merak ediliyor. Biri öbürü hakkın...