Giriş
Tarihi yapmak kadar yazmak da
önemlidir. Bugün sabah radyodan haberleri dinlerken Yeni Zelanda’dan gelen
gençlerin Çanakkale’de hayatını kaybeden askerler (dedeleri) adına şafak ayini
düzenlediğini öğreniyorum. Ayin öncesi yapılan törende konuşan Yeni Zelanda
Genel Valisi Sir Jerry Mateparae, "Yeni Zelandalıların ruhları, kanları,
terleri ve gözyaşları, hepsi buradadır. Ulusal hafızalarımıza bir kahramanlık
simgesi olarak kazınmıştır. Uzun yıllar tarihçiler alınmış bulunan askeri
kararların doğruluğunu, ne olması gerektiğini tartışacaklar. Sanatçılarımız,
oyun yazarlarımız, müzisyenlerimiz ve yazarlarımız Conkbayırı'nın bizim için ne
anlama geldiğini araştırmaya devam edecekler"
demiş.
Kendi kendime sormadan edemiyorum,
asabım bozuluyor. “Yahu, bunların Çanakkale’de işi neydi?” Onca yolu papatya
toplamak için gelmediler her halde deyip; Çanakkale’de şehit olan dedemin,
büyük amcamın hatırına susup, konuyu bir başka yazıya ayırmak istiyorum.
Gazetelere bakınca da 1915 yılına
ilişkin “tehcir” haberlerini okuyorum. Başbakan, 1915 olaylarına ilişkin
olarak yımladığı taziye mesajında, "Hayatını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor,
torunları taziyelerimizi iletiyoruz" demiş. Bu mesaj, aziz Türk milletinin karakterini ortaya koymaktadır. Yüzyıllarca beraber
yaşadığımız, kederde ve sevinçte kader birliği yaptığımız, Teba-i Sadıka
dediğimiz Ermeni vatandaşlarımız neden evlerinden, yurtlarından çıkarıldı? Onca insanın ölümü sırasında neler yaşandı da bu insanlar başka diyarlarda
iskân edildiler? Durduk yerde mi yaşandı bütün bunlar?
Bilimsel kaygıların dışında
oluşturduğum bu yazıda, yurtdışında yaşadığım dönemde karşılaştığım bazı
sorular üzerine yaptığım kimi okumalardan tuttuğum notları paylaşmak istiyorum.
Bu notları bir gün bir yerlerden yazmışım; bir kısmını bugün güncelleyip kaynak
vermeye çalıştım; kaynak veremediklerim için de okuyucunun hoşgörüsüne sığınıyorum.
Ermeni Meselesi Uluslararası Bir Senaryodur
Ermeniler de Osmanlı’nın en zayıf
anını değerlendirerek Balkanlardaki azınlıklar gibi Doğu Anadolu’da bağımsız
bir devlet kurmak istediler. 1915 ve devamında Rus, İngiliz, Fransız, Alman ve
ABD’lilerin kışkırtmalarıyla çeteciler oluşturdular. Bu çeteler, Türk
köy, Kasaba ve şehirlerinde, Ordunun gerisinde yaptıkları, öldürme, yaralama,
yakma, istihbarat toplayıp Ruslara verme, Türkleri toplu göçe zorlayan tedhiş
eylemlerine kalkıştı. Osmanlı Hükümeti de savaşan bir orduyu ve savaş
bölgesindeki sivil halkı arkadan vuran kışkırtılmış azınlık halkı çatışma veya
mukatele alanından, Osmanlı toprakları içindeki bir başka alana nakletmeyi (tehciri) tek çare olarak gördü. Daha
fazla kan dökülmemesi, huzur ve sükûnetin sağlanması gerekiyordu. Bu karardan
sonra değişik tehcir kafileleri yola çıktı.
Tehcir veya soykırım tartışmaları
Askeri kıt, gücü zayıf bir devlet
haline gelen Osmanlı, ona yakın cephede savaşırken, binlerce Ermeni
vatandaşını, o zamanın kıt koşullarında, olanaksızlıklar içinde güvenli
bölgelere nakletmek için elinden gelen güvenlik önlemlerini almaya çalışsa da
kimi istenmeyen olayların önüne geçilemedi. Birkaç jandarma refakatinde yola
çıkan kafileler içinde yolu kesilenler oldu. Tehcir kafilelerinin yollarını bekleyenler ve kesenler, bütün yakınları
Ermeni çetelerince vahşi biçimde katledilmiş olanlardı. Camilere doldurulup gaz dökülerek topluca
yakılmış; evler basılarak ırzlarına geçilip boğularak öldürülmüş; karnındaki
çocuğu kız mı oğlan mı bahsi tutuşan Ermeni çeteciler tarafından karınları
bıçaklarla deşilmiş, yavruları analarının gözü önünde parçalanmış, yüz binlerce
bahtsız Türk'ün yakınları! Evleri
yakılmış, paraları pulları alınmış, kolu-bacağı kesilmiş, ırzlarına geçilmiş,
yavruları öldürülmüş, kızlarına-oğullarına tecavüz edilmiş, /…/ yüz binlerce
insan. Bu insanların kendilerine bu
vahşeti reva gören kafilelerin yoluna çıkıp çiçek vermeyecekti… Hayatta her şeyini kaybetmiş, intikam
almaktan başka bir duygusu kalmamış bu bahtsız Türkler yine çoğu yerde Türk
jandarmaları tarafından engellendiler; engellenemedikleri yerler de çok oldu. Bu sırada yaşanan olaylardan sorumlu tutulan yerel yöneticiler, memurlar, subaylar görevlerinden alınmış veya daha sonra Divan-ı Harbe verilerek yargılanıp, cezalandırılmışlardır. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi şehitler de verilmiştir. İşte Avrupa'nın soykırım dediği olay budur.
Bu yaşananlar gerçekten BM tarafından 11 Aralık 1946 tarihinde yapılan tanıma göre, bir soykırım (genocide) mıdır?
Bu soykırım ise hiçbir haksız tahrik söz konusu olmaksızın sırf Türk olduğu
için, kimi Batılı devletlerin tahriklerine kapılarak “bağımsız devlet” kurmaya
çalışan Ermenilerin kurşuna dizdiği, camilere doldurup yaktığı onca insanın
öldürülmesi nedir? Bilimsel açıdan analiz edildiğinde, yaşananların bu şekilde tanımlanması mümkün değildir. Zira, "Tecavüze uğrayan bir insan, saldırgana saygı duymaz ve ona gereken karşılığı vermek durumundadır" (Bkz.: Ümit Özdağ: http://www.youtube.com/watch?v=WimykJPd7Zg). Sonrası malum, aklın ve duygunun ayrıştığı, zaman geçtikten sonra da bir dolu hataların, keşkelerin yer aldığı anlamsız gelen onca yaşanmış öykü...

Diyorlar ki Türkiye tarihi ile yüzleşmeli. Elbette, aynı zamanda evlatlarına Türkiye'nin geçmişinde Ermenilerin öne sürdüğü anlamda bir soykırım suçlamasıyla ilgili olarak bir şeyleri saklamasını gerektirecek bir ayıbının olmadığını da anlatmalıdır. Bize göre, yaşananlar, savaş sırasında halkın nefis müdafaasından ve devletin iç güvenliği sağlama çabasından ibarettir. Acı olan, Ermenilerin ihaneti ve kendi halinde barış içinde yaşayan sıradan vatandaşların yaşadığı insanlık dramı sonunda alınan tehcir kararının öngörülemeyen sonuçlara neden olmasıdır.
Mustafa Kemal, yüzyıllarca aynı
topraklar üzerinde sulh ve sükûn içinde yan yana, iç içe yaşamış bu iki millet arasındaki kanlı boğazlaşmayı şöyle tanımlamıştır:
"Ermeni meselesi denilen ve
Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik
çıkarlarına göre halledilmek istenilen mesele, Kars Anlaşmasıyla en doğru çözüm
şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk
bağları memnuniyetle tekrar kuruldu"
(1.3.1922-TBMM. Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşmasından)
Amerikalı Ermeniler rahatsız
Atatürk’ün Nutuk’tan aktardığım
bu düşüncesine katılmayanlar için de Almanya Kaiserslautern’de yaşayan Dr. Mete
Soytürk’ün kişisel çalışmaları ile ortaya koyduğu bir belgeye bakalım. Bu
belgeye göre Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Ermenilerin Amerikan
Senatosu’na yaptıkları uyarı dikkat çekmektedir. Vakit gazetesinin, konuyla
ilişkili olarak Amerika’nın «Boston Transcript» gazetesinden aktardığı haberi paylaşayım.
Gazetenin haberine göre, Amerikan
senatosu üyesi King’in, eski Berlin Büyükelçisi Gérard ve Newyork Başpiskoposu
tarafından desteklenen Lozan anlaşmasının kabul edilmemesi için Amerikan
senatosundaki çabaları üzerine Ermeni komitesi Başkanı
Bogos Nubar yardımcısı
Nuradungyan
ve Demokratik Parti Başkanı
Arshak
Çobanyan çeşitli mektuplarla Amerikalılara başvurmuşlar ve artık Ermenileri
rahat bırakmalarını, Amerikalıların Ermenileri kullanarak Türkiye’ye karşı plan
kurup politik oyun oynamalarına bir son vermelerini istemişlerdir. Gazete
Bogos Nubar- Noradungyan tarafından Senatör
King’e hitaben yazılmış aşağıdaki mektubu yayınlamıştır
.
„Sayın Bay King, Siz de açıkça
biliyorsunuz ki, bugünkü politik ortamda Amerikan senatosu tarafından, Ermenistan
ve Türkiye’deki Ermeniler yararına alınan kararın (tasarısı) Lozan anlaşmasına
eklenmiş olan bir madde yüzünden uygulanabilirliği yoktur. Sizlerin biz
Ermenilere yıllardır gösterdiği yakın alakaya ve dostça duygulara çok teşekkür
ederiz. Fakat bunun yanında sizden bir ricamız olacak. Artık gelecekte Türkiye’de
yaşayan Ermeniler adına bilerek veya bilmeyerek, gerekli gereksiz ortaya çıkıp,
belki de bu hareketlerle Türkiye’de yaşayan Ermenilere zarar verebilecek olan
bu tutumunuzdan vazgeçiniz. Ermeniler şimdiye kadar sizler ve sizin gibi resmi
kanallardan verilmiş buna benzer sözlere kandıkları için, çok acılar
çekmişlerdir. Bu nedenle artık hiç bir yabancı ülkenin bizim işimize
karışmasını istemiyoruz. Şimdi ölmüş olan eski Amerikan Başkanı Wilson’un
bizlere verdiği sözlerle başlayan, Avrupalı devletlerin resmi şahsiyetlerinin
bu konuda verdiği cesaretlerle ve bu devlet adamlarının bana ve arkadaşlarıma
verdikleri kişisel sözlerle süren bu süreç, Ermenilere çok ağır felaketten
başka hiç bir şey getirmemiştir.
Gelecekte de bu devletlerin bizlere verdikleri bu sözlerin uygulanabilmesi
için herhangi bir adım atmayacaklarına artık eminiz. Bu nedenle sizlerden
ricamız, gelecekte Ermenileri ve de Ermeniliği artık Lozan antlaşması ile
ilişkilendirmeyiniz. Şu anda Türkiye’de yaşayan Ermenilere gelince: artık onlar
yeni çıkarılan yasalara göre, Müslüman Türklerle yasalar karşısında tamamen
eşit yurttaş konumuna geldikleri için hallerinden son derece hoşnutturlar. Bu
mektubun bir örneğini de Milletler Cemiyetine yolluyoruz. Yanlış anlamaları önlemek amacıyla tekrar tekrar
vurguladığımız istemimiz şudur: Bundan sonra, partileriniz arasındaki politik mücadelelerde
biz Ermenileri lütfen artık kullanmayınız. Saygılarımızla altına imzamızı
atıyoruz.”
Alman Protestan Misyoneri Papaz
Johannes Lepsius’un çıkarttığı „Der Orient“ adlı dergide çıkan Türkiye karşıtı
yazıların içeriği, Lepsius’un ölümünden sonra değişmeye başlamıştır
.
Diasporanın görüşü
Yaşananlardan sonra Türkler
suskun kalırken, Ermeniler kimi olayları abartarak anlatmış; bazı ilaveler
yapmışlar; Türkler açısından artık tarihin sayfalarında kalan yaşanmışlıkları değişik ülkelerde oluşturdukları diasporayı ayakta tutabilmek için, basın, yayın aracılığıyla
dünyaya anlatmaya çalışmış; Türkiye aleyhine kampanyalara dönüştürmüşlerdir. Bu amaçla 250 binden fazla yayın yapmışlar; 500
bin ile başlayıp, 1,5 milyona kadar çıkardıkları kayıp sayıları ile hem dünyayı Türkiye
aleyhine yönlendirmeye çalışmışlar; hem de diasporada yitip gidecek Ermeni
kimliğini ve kültürünü ayakta tutacak, toplumsal ve sosyal dayanışmayı
sağlayacak ortak bir geçmişin öyküsünü oluşturmuşlardır
.
Her ne kadar Ermeni kayıplarının 1.5 milyon
olduğu söylense de bu görüşler tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor; bununla birlikte konuya insani açıdan bakınca verilen sayıların bir anlam ifade etmediği, ama Ermenilerin ihaneti ve "hasta adam" dedikleri Osmanlı devletini yıkma planları kendiliğinden ortaya çıkıyor. Başta Osmanlı arşivi olmak üzere, Amerikan Milli Arşivleri (NARA), Alman, İngiliz, Fransız ve Rus arşivlerine göre Ermeni kayıplarının zamanla arttırılarak verilen sayılara göre daha az olduğunu göstermektedir. Rusya’da baş gösteren açlık ve hastalık durumları ve
çok sayıda Ermeni’nin ABD’ye ve Batı Avrupa’ya göç ettiği hesaba katıldığında,
tehcir nedeniyle oluşan Ermeni kayıpları noktasında sağlıklı rakamlar vermek
mümkün değildir. Kaybedilen her bir canın yüreklerden kopan bir parça olduğu düşünülürse, olayı ucuz bir "ceset sayma" seviyesine indirmeden şu tespiti yapmak mümkündür: Yukarıda değinilen yerli ve yabancı kaynaklar, Ermeni kayıplarının genel olarak 200-300 bin
.
Türklerin kayıplarının da 500 binin üzerinde olduğunu göstermektedir
(Bkz. Ek). Ermenistan'da veya diyasporada yaşayan Ermeni kökenli uzmanlar, Anadolu’da ortaya çıkarılan toplu mezarların incelenmesi çalışmalarına katılmayı reddediyorlar.
Çünkü açılan mezarlardan çıkarılan cesetlerin az bir kısmının Ermeniler’e, önemli bir kısmı da Müslümanlar’a ait olduğu görülüyor. Bulgular,
soykırım’ın
değil
mukatele’nin (daha doğrusu Türk milletine yapılan katliamın) kanıtları, kalıntıları. Karşılıklı
vuruşanlar (kıtâl-mukatele edenler), Türkler ve Ermeniler; bu durumdan
nemalanmaya bakanlar ise herkesin malumu.
Ermenilerin geçmişte kendi
yaptıklarına karşılık veren, ortak yurt diye benimsedikleri coğrafyada canı yanan komşularının
savunma refleksini, insan doğasının tabii tepkisi olan karşı saldırıyı dünya kamuoyuna soykırım diye anlatması,
emperyalist Avrupalının ve Amerikalının
geçmişte bıraktığı mirası, bugün de siyaseten devam ettirmeye çalışması; olayı tarihi konumunda giderek uzaklaştırmış; Türkiye'de veya dünyanın her hangi bir ülkesinde ekonomik ve siyasi
kazanımlar peşinde olanlar için yeni bir çalışma alanı oluşturmuştur.
Türkiyeli Ermenilerin görüşü
Yorum yapmadan, Kandilli Ermeni
kilisesi vakfı başkanı Dikran Kevorkyan’ın 1915 OLAYLARI ile ilgili
düşüncelerini paylaşayım: ‘
Kilisemde
Hıristiyanım, evimde Ermeniyim, kapının dışında Türküm.
O Türk bayrağı hem kiliseyi hem evimi
korur. Amerika’da Amerikalıyım diyorlar; biz de Türküz. 100 sene evvel olan
bir olayı bugün belli menfaat peşinde koşanların istismar etmesi çok acı’ “100
sene önce olan olay bir kere soykırım değil, onu geçelim. Tehcir. Tehcirde vuku
bulan üzücü hadiseler var. Burada mutlaka acılar da çekilmiştir. Ama bu acıları
genişletip bir soykırıma tahvil etmek tamamen abesle iştigaldir. Tehcirden
evvel ve sonra Ermenilerin uğradığı zulüm kadar İslamların uğradığı zulümler de
var. Camiye doldurup yakılan Müslümanlar arasında, arkadaşımın dedesi var!
Ermeniler de sütten çıkmış ak kaşık değil. Bütün bunları gözönünde
bulundurarak, 100 sene önce olmuş bir olayı bugün menfaat peşinde koşarak Türklerle
Ermeniler arasında nifak sokmanın alemi yok!” "Ne mutlu Türküm diyene
dediğimiz zaman İstiklal Marşı’nı okuduğumuz zaman kendimizden geçerdik.
Sarsılmaması icap eden bir takım imgeler vardır. Bunların kaybedilmemesi lazım,
yalnız din imanla olmuyor. Sen o bütünlüğü beraberliği bozacak şeylerin
toplumun zararına olur." “Şimdi bu azınlık durumu ortadan kalktı. Hiçbir
ayrı gayrı yok. Bu diasporada kudurmalarının sebebi ne? 100 yıl önceki olayı,
bugün Türkiye aleyhine bir koz olarak kullanmalarının esbabı mucibesi ne? Belki
Türkiye’nin jeopolitik durumundan ötürü, bunları maşa olarak kullanıp
Türkiye’nin belli yerlerini ele geçirme keyfiyetidir. Rusya’nın Akdeniz’e inme,
öbürlerinin Karadeniz’e çıkma problemi var. Senin bir de madenlerin var. Asala
dediler olmadı, PKK dediler olmadı, Alevi-Kürt dediler… Bunların hepsi eriyip
gidecek. Çünkü Türk toplumunda 72 millet var. Kürt-Türk-Ermeni diye
ayırmıyorum. Kök salmış bir toprağına bağlılık, bir vatandaşlık şuuru var. Dile
getirilmese bile bu var. Yapılan bütün rezilliklere rağmen, bu maya duruyor
orada. O maya durduğu müddetçe de bu topluma hiç kimse dil uzatamayacak.
Kafalarına yerleştirsinler.
”
24 Nisan’da yaşananlar ve cinayetler zinciri

1878 Ayastefenos ve Berlin
anlaşmaları ile Rusların Ortodokslara ilgisi arttı ve Teba-i Sadıka denilen
Ermeniler ile sonu gelmeyen sorunlar yaşanmaya başlandı. Özellikle diaspora
Ermenileri tarafından yaşanan acıların yıldönümü olarak kabul edilen 24 Nisan
1915, bir soykırımın değil; Hınçak, Taşnak ve
benzeri Ermeni komitelerinin kapatıldığı tarihtir. Yaygın medyada öne
sürülenlerin aksine, Tehcir Kanunu (Sevk ve İskân Kanunu) 27 Mayıs 1915
tarihinde kabul edilmiştir. Dâhiliye Nezareti, 24 Nisan 1915’te yayımladığı bir
genelge ile Ermeni komitelerinin kapatılması, belgelerine el konulması,
liderleri ile zararlı faaliyetleri bilinen Ermenilerin tutuklanması talimatını 24 Nisan 1915'de vermiştir. Bunun üzerine bir kısım komitacı tutuklanarak Ankara ve Çankırı’ya
sevk edilmiştir (Gomidas Enstitüsü tarafından Ermeni ve Osmanlı kaynaklarına dayandırılarak verilen bilgilere göre bu kişilerin önemli bir kısmının öldürüldüğü öne sürülmektedir (Bkz.: aykiridogrular.com). Türkler ise bu görüşe katılmamaktadır.). Bu olay üzerine toplanan komitacılar olayın
müsebbiplerinden intikam almak için sözleşmişler; Enver, Talat, Cemal paşalar
ile bazı İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının gittikleri ülkelerde Ermeniler
tarafından oluşturulan organizasyonlarca öldürülmelerini sağlamışlardır.
Cumhuriyet döneminde gelindiğinde ise Türkiye başka bir durum ile karşı karşıya bırakılmıştır. Bu defa Ermeni teröristler Türk diplomatlarına yönelik bir saldırı başlatmıştır. 1973 yılından
itibaren 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı olmak üzere 110
terör olayı gerçekleştirmişler; bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı
hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır
.
Bizim ihmallerimiz
Bizim hiç mi kusurumuz olmadı?
Elbette var. En büyük kusurumuz, geçmişte bir lokma, bir hırka zihniyeti ile
yaşayıp; kimseye ayırıp yapmadan yaşamamız. Nitekim sağduyulu Ermeniler de
artık Türkleri topyekûn suçlamıyor; acılı yıllarda kendilerine yardımcı olan
komşularının hakkını teslim ediyor. Çetecilerin öksüz yetim bıraktığı Ermeni
asıllı çocukların dramlarını belgesellere dönüştürürken, sahip çıkamadığımız
öksüz yetim Türk çocuklarının öykülerini de unutmamalıyız. Her iki tarafta da bedel
ödeyen “geçmişe mazi diyememiş, geçmişe ait şimdiki zamanlarda yaşamış hep ama
kendine bir hayat kurabilmeyi yoktan bir hayat var edebilmeyi başarmış
”
insanlara sahip çıkmalıyız.
Hırant Dink gibi etnik kökeni nedeniyle değil; düşünceleri ve
belki de iki millet arasında sağduyu, akıl ve mantık üçgeni üzerine kurulacak ilişkilerde köprü olacak nitelikleri haiz entelektüellere
destek verilmeli; sizden-bizden ayırımı yapmak yerine hoşgörülü bir bakış açısını
yeniden tesis etmeliyiz. Bizim uyanık olmamamız.
Yaşananları, yapılan propagandaları kaale almamamız sonucu kaybettiğimiz
onlarca devlet adamının, diplomatın hatırasını yaşatmaya devam etmeliyiz.
Öneriler
İngilizler’in İstanbul işgali
sonrasında Ermenileri ve diğer Hıristiyan tebaayı katlettikleri iddiasıyla tutukladığı
ve Malta’da yargıladığı 144 kadar Osmanlı yöneticisi hakkında tek bir mahkûmiyet
kararı verilmemiştir. Londra’daki Kraliyet Başsavcılığı’nın başta Ermeniler
olmak üzere Osmanlı Hıristiyanlarının kırımı iddialarıyla ilgili olarak
kovuşturmaya gerek görmemesine ilişkin olarak verilen mahkeme kararı, soykırım
tartışmalarına nihai noktayı koyacak tarihteki en önemli hukuki belge niteliği
taşıdığını düşünüyorum. Bu nedenle bu belge İngilizler tarafından açıklanmalıdır. O dönem şartlarında kurulan mahkemenin verdiği kararın hukuki geçerliği kimi tarihçilerce tartışılsa bile
begenin Ermeni
soykırım iddialarını destekleyen, İngiliz Lord James Bryce ve Arnold Toynbee tarafından Amerikan müttefikleri etkileme amacıyla sipariş üzerine yazılan ve Mavi Kitap olarak tanınan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilere Yapılan Muamele" adlı kitaptaki görüşleri de boşa çıkaracağı
düşünülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “soykırım” kararı
alan, aksi görüşleri öne sürenleri yıldırmak için cezai yaptırım uygulayan
bütün ülkeleri, bu kararı almaları için hukuki dayanak oluşturduğuna inandıkları belgeleri açıklamaya, uluslararası uzmanlar grubunu da arşivleri incelemeye davet etmelidir. Türkiye hakkında
haksız ve yanlı karar alıp uygulamaya sokan ülkeler hakkında da mesnetsiz
iddiaları nedeniyle karşı kararlar alıp
uygulamaya koymalıdır. Ermeni soykırım iddialarına karşı tez öne süren yurttaşlarının da yurtdışında bilim dışı uygulamalarla yargılanmaya çalışılmasına karşı önlemler geliştirilmelidir.
Ama her şeyden önce, gençlere çok iyi bir tarih bilinci verilmeli, ülkemizin ve
dünyanın son 150 yıllık tarihi çok iyi öğretilmelidir. Bunun dışındaki akıl haritası yandaki görselden okunabilir.
Ülke insanlarının bilgisi, görgüsü,
sağlığı, refahı ve askeri gücü ile çok üst düzeyde tutulmalı ve ülkeye bir daha
böyle psikolojik saldırıların gelmemesi için proaktif duruş
sergilenmeye devam edilmelidir. Justin McCarthy, Stanford Shaw, Norman Jones gibi tarihçilerin tezlerinin Ermeni tezlerine karşılık olarak tanıtılması; Başbakanlık tarafından yayımlanan "taziye" mesajının, konunun Türkiye açısından daha adil ve daha gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmaya başlandığının somut bir göstergesi olarak anlatılmaya devam edilmesi gerekir.
Son söz
“Tarih
yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen
hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” diyen Atatürk'ün
öngörülerinin ne kadar gerçekçi olduğu, kendini bu somut olayda açıkça ortaya koymaktadır. İnsanlığın ortak mirası olan ve insanı
insan yapan evrensel değerlere her daim sahip çıkmayı,
geçmişten ders çıkarıp geleceğe güvenle bakmayı bilen milletimiz, insani ve siyasi bakımdan anlamlı bir taziye mesajı yayımlarken, diasporanın ve Ermenistan'ın gerçekle bağdaşmayan iddialarına ve iftiralarına karşı karakterine uygun bir davranış ortaya koymuştur. Tarihimizin bütün dönemlerinde, ama özellikle çöküşün başladığı Viyana'dan yeniden doğuşun başladığı Sakarya'ya kadar geçen sürede, hayatlarını kaybeden herkesin huzur içinde dinlenmesini, diliyorum.
Meraklısı için önerebileceğim kimi kaynaklar:
AKÇAM, Taner, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, Ankara, 1999.
AKGÜN, Seçil, "Kurtuluş Savaşı Boyunca Türk Ermeni İlişkilerinde A.B.D.'nin Rolü" Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri, Ankara, 1985, s. 331-346
AKYOL, Taha: Ortak Acı, 1914: Türkler ve Ermeniler. İstanbul: Doğan Kitap, 2009. ISBN:
978-605-111-130-8.
GÖYÜNÇ, Nejat, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul, 1983.
GÜRÜN, Kamuran. Ermeni Dosyası. Ankara: 1983.
KARACAKAYA, Recep: Kaynakçalı Ermeni Meselesi Kronolojisi (1878-1923). İstanbul: Devlet Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 52, 2001. http://www.devletarsivleri.gov.tr/assets/content/Yayinlar/osmanli-arsivi-yayinlar/052-ermeni-kronoloji.pdf
/ (25.04.2014).
KODAMAN, Bayram, "Türk Ermeni İtilafının Başlangıcı (1878-1897)". Tarih ve Medeniyet Dergisi, 1995, ss. 13-21.
MERAY, Seha L., Lozan Konferansı, Tutanaklar, Belgeler, Ankara, 1970.
ÖKE, Mim Kemal:
Ermeni Sorunu. Ankara: 1996.
SELEK, Salahattin:
Milli Mücadele, İstanbul, 1970.
ŞİMŞİR, Bilal N.:
Ermeni Meselesi 1774 – 2005. İstanbul: Bilgi Yayınevi, 2005. ISBN 9789752201378.
ŞİMŞİR, Bilal N.: British Documents On Ottoman Armenians Cilt 1 (1856 - 1880) . İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1989, ISBN 9751601398.
ŞİMŞİR, Bilal N.: British Documents On Ottoman Armenians Cilt 2 (1880 - 1890) . İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1989, ISBN 975-16-0138-X.
ŞİMŞİR, Bilal N.: British Documents On Ottoman Armenians Cilt 3 (1811 - 1895) . İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1989, ISBN 975-16-0091-X.
ŞİMŞİR, Bilal N.: British Documents On Ottoman Armenians Cilt 4 (1895) . İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1989, ISBN 9789751600936.
URAS, Esat,
Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 1987.